insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Gece, neon ışıklarının ıslak asfalt üzerinde kırmızı ve mavi kırılmalar oluşturduğu şehirde ağır bir sisle süzülüyordu. Yağmur damlaları, amfiden fırlayan kalabalığın gürültüsünü boğmaya yetmiyordu. Seth, kapüşonunu gözlerinin üzerine kadar çekti. Ellerini siyah tech-wear ceketinin derin ceplerine gömdü. Çevresindeki kahkahalar, ayak sesleri ve omuz çarpmaları zihninde yankılanan bitmek bilmeyen bir gürültüden ibaretti.

Gözlerini zemine dikti. Sadece kendi adımlarını takip ediyordu. Kalabalık, üzerine yıkılmak üzere olan devasa bir dalga gibiydi.

"Sadece adımlar. Bir, iki, üç... Yol bitiyor."

Omuzuna hızla çarpan bir öğrenci, arkasına bile bakmadan yürümeye devam etti.

"Ah, pardon kanka!"

Seth, sesini bile çıkarmadı. Bedenini biraz daha büzüştürdü. Kalp ritmi hızlanmıştı. Göğsündeki o tanıdık sıkışma hissi yine kendini gösteriyordu. Cebindeki telefon ritmik bir şekilde titremeye başladı. Ekranı cebinden çıkarmadan hafifçe kaydırdı.

**Gelen Arama: Baba**

Telefonu tekrar cebinin derinliklerine itti. Cevap vermedi. Vermeyecekti. O devasa uzay teknolojileri şirketinin görkemli kulelerinde oturan adamla konuşacak tek bir kelimesi bile yoktu.

Sosyal anksiyete, insanlardan kaçış, bitmek bilmeyen cevapsız aramalar... Seth için sıradan bir akşamüstüydü.

Işıklara doğru yürüdü. Caddenin karşısına geçmek için adımını attı. Şehir aniden sustu.

Sadece bir saniye sürdü. Metalin metale sürtünme sesi.

*GIRRRRIIIÇ!*

Sağ tarafından gelen devasa bir ışık hüzmesi, Seth’in siyah kapüşonunu beyaza bürüdü. Korna sesi geceyi yardı. Kontrolden çıkmış devasa bir tır, ıslak asfaltta kayarak doğrudan ona doğru kayıyordu. Seth dona kaldı. Zihni "kaç" emri verdi ama bacakları zemine çivilenmişti.

*GÜÜÜÜÜM!*

Metal, et ve kemikle buluştu. Seth’in bedeni metrelerce havaya savruldu. Cam kırıkları gökyüzünde elmas gibi parladı. Ağır bir darbe, ardından asfaltın soğukluğu.

Karanlık.

---

"Nabız düşüyor! Doktor Bey, hastayı kaybediyoruz!"

"Adrenalin enjekte edin! Çabuk!"

"Elektroşok cihazını getirin! 200 Joule... Hazır!"

"Kan basıncı sıfırlandı! Kalp durdu!"

"Zamanı kaydedin... Saat 23:42. Hasta eks oldu."

Ameliyathanedeki monoton, düz bip sesi odayı kapladı. Doktorlar eldivenlerini çıkarırken ameliyathanenin ağır metal kapısı büyük bir gürültüyle dışarıdan zorlanarak açıldı. İçeriye giren siyah takım elbiseli altı koruma, sağlık görevlilerini duvara doğru itti.

Aralarından uzun boylu, gri saçlı, soğuk bakışlı bir adam adımladı. Adrian Veyron.

Sorumlu doktor öfkeyle öne çıktı.

"Buraya böyle giremezsiniz! Burası steril bir alan ve oğlunuz..."

Adrian, doktorun yüzüne bile bakmadı. Masada üzeri örtülmeye çalışılan Seth’in cansız bedenine doğru yürüdü. Oğlunun morarmış, soğuk yüzüne dokundu. Elindeki tek titreme, içindeki derin dehşeti ele veriyordu. Ancak gözlerinde üzüntüden çok çelik gibi bir kararlılık vardı.

"Onu kaybettik Sayın Veyron," dedi doktor daha yumuşak bir tonla. "Yapacak hiçbir şey yoktu. İç kanama..."

"Çıkın," dedi Adrian. Sesi buz gibiydi.

"Ne?"

"Aptalca cümlelerinizi de alın ve bu odadan derhal çıkın."

Koruma amiri silahını hafifçe göstererek sağlık ekibini dışarı çıkmaya zorladı. Kapı üzerlerine kilitlendi. Odada sadece Adrian, Seth'in cansız bedeni ve üç kişiden oluşan özel bir bilim ekibi kaldı.

Adrian cebinden kuantum şifreli bir komuta cihazı çıkardı. Ekranı aktifleştirdi.

"Protokolü başlatın."

Siyah maskeli uzmanlardan biri ter ter dökülüyordu.

"Efendim... Bu imkansız. A.X.I.S. henüz stabil değil. Simbiyotik aşama simülasyonlarda bile başarısız oldu. Organik dokuyu tamamen yok edebilir."

Adrian, uzmanı yakasından tutup Seth’in sedyesine doğru çekti.

"Oğlum zaten ölü! Bundan daha kötü ne olabilir? Başlatın dedim!"

---

Şehrin altında, haritalarda görünmeyen gizli bir araştırma tesisinin steril laboratuvarı.

Seth’in bedeni, içi şeffaf bir sıvı ile dolu olan devasa cam bir kapsülün içine yerleştirilmişti. Tesisin tüm ışıkları kırmızı renkte yanıp sönüyor, yüksek voltajlı jeneratörlerin uğultusu duvarları titretiyordu.

Cam kapsülün hemen yanındaki çelik depolama ünitesi ağır ağır açıldı.

İçeride, tüpün içinde asılı duran karanlık bir madde vardı. Koyu ve kıvamlı... Ancak sabit durmuyordu. Camın iç yüzeyinde turuncu kılcal damarlar gibi hareket ediyor, sanki dışarıdaki insanları izliyormuş gibi biçim değiştiriyordu. Tekno-organik bir kütle.

Başmühendis panellere çılgınca basıyordu.

"Vücut sıcaklığı düşüyor. Hücre ölümü başladı. Eğer şimdi enjekte etmezsek beyin ölümü geri döndürülemez hale gelecek!"

Adrian camın önüne kadar geldi. Elini soğuk cama dayadı.

"Beni dinle Seth... Ölmeni beklemelerine izin vermeyeceğim. Dünyanın seni yok etmesine izin vermeyeceğim."

Doktor korkuyla arkasındaki ekrana baktı.

"Sayın Veyron! Bu madde insan bedenine daha önce hiç başarıyla entegre edilmedi! Deneklerin tamamı hücresel seviyede çözünerek eridi!"

Adrian arkasını dönmeden, kararlı bir sesle cevap verdi:

"O zaman oğlum ilk olacak."

"Enjeksiyon başlıyor!"

Cihazlar çıldırdı. Turuncu ve siyah damarlardan oluşan tekno-organik yaşam formu, dev tüpler vasıtasıyla kapsülün içine basıldı. Madde, Seth’in göğsüne temas ettiği an sıvı renk değiştirdi.

Karanlık kütle, Seth’in derisinden içeri gözenekler aracılığıyla girmeye başladı.

"Sinyal yok! Kalp ritmi hâlâ sıfır!"

Seth’in cansız bedeni kapsülün içinde aniden kasıldı. Sırtı büküldü. Ağzından kabararak turuncu ışıklar saçan kabarcıklar çıktı. Vücudundaki tüm kılcal damarlar, derisinin altından simsiyah ve parlak turuncu çizgiler halinde belirdi.

"Beyin dalgaları aşırı yüklendi! Sistem çöküyor!"

"Adrian Bey, durdurmalıyız! Onu yakıyor!"

"DEVAM EDİN!" diye kükredi Adrian.

Kapsülün içindeki camda çatlaklar oluşmaya başladı. Seth’in göz kapakları kapalıydı ama gözbeberklerinin olduğu yer dışarıdan turuncu bir kor gibi parlıyordu.

Tüm sistemlerdeki ekranlar aniden karardı. Elektrikler kesildi. Sadece acil durum kırmızısı odayı aydınlatıyordu.

Kapsülün içindeki sıvı aniden tahliye oldu. Seth’in bedeni, kapsülün zeminine sertçe düştü. Hiçbir hareket yoktu. Damarlarındaki renk soldu.

Mühendis nefesini tuttu.

"Başarısız... Vücut maddeyi reddetti."

Adrian dizlerinin üzerine çökecek gibi oldu. Yüzündeki o sarsılmaz ifade ilk kez kırıldı. Oğlunun cansız bedenine bakarken gözleri doldu.

"Seth..."

Tam o sırada, odadaki tüm dijital ekranlar aynı anda cızırdadı.

Siyah ekranlarda tek bir satır turuncu kod belirdi:

`[A.X.I.S. ENTEGRASYONU: %100]`
`[TAŞIYICI BİYO-RİTMİ: YENİDEN BAŞLATILIYOR]`

*GÜM.*

Seth’in göğsü şiddetle havaya kalktı.

*GÜM. GÜM.*

İçeride yeni, yapay ama devasa bir güce sahip ikinci bir ritim vurmaya başladı. Seth’in ağzından derin, vahşi bir nefes döküldü.

Gözleri aniden açıldı. İrisleri tamamen parlak, canlı turuncu renge bürünmüştü.

---

Gözlerini açtığında tavan beyazdı. Aşırı derecede beyaz.

Seth hızla doğruldu. Göğsünü tuttu.

"Hah... Hah... Hava..."

"Sakin olun Bay Veyron. Lütfen uzanın."

Seth etrafına baktı. Özel bir hastane odasındaydı. Başucunda serumlar ve monitörler vardı. Bir doktor ve iki hemşire yanında duruyordu.

"Ben... Ben neredeydim?" dedi Seth. Sesi pürüzlüydü. "Bir tır vardı. Yağmur... Işıklar..."

Doktor nazikçe gülümsedi ve elindeki tablete birkaç not aldı.

"Kötü bir kaza geçirdiniz Seth Bey. Araç kontrolünü kaybetmiş. Ama çok şanslıydınız. Bedeninizde sadece birkaç hafif sıyrık vardı. Şoktasınız, bu yüzden kaza anını yanlış hatırlamanız çok normal."

"Sıyrık mı?" Seth ellerine baktı. "Hayır... Ben çarpışmayı hissettim. Kemiklerimin kırıldığını duydum."

"İnsan beyni travma anında garip oyunlar oynar," dedi doktor serumu kontrol ederken. "Tüm değerleriniz mükemmel. Hatta fazlasıyla stabil."

Doktorlar odadan çıktıktan sonra Seth yataktan kalktı. Bacakları titriyordu ama bu bir zayıflık titremesi değildi; sanki içinde patlamaya hazır aşırı bir enerji vardı.

Banyoya yürüdü. Aynanın karşısına geçti.

Yüzünü yıkadı. Suyu yüzüne çarptığında garip bir şey fark etti. Derisinde tek bir çizik, tek bir morluk yoktu. Oysa o korkunç kazada ölmesi gerekirdi.

"Bu imkansız..."

Elini banyo tezgahına dayadı. Kalp ritmi aniden hızlanmaya başladı.

*Tık. Tık. Tık.*

Göğsünün tam ortasında, kendi kalbinin hemen arkasında ikinci bir atış hissetti. Daha derin, daha ağır, mekanik bir tıkırtı.

Gözlerini kapatıp başını tuttu. Aniden görüşü karardı. Zihninde, doğrudan nöronlarına kazınan, insana ait olmayan, soğuk, kusursuz ve analitik bir ses yankılandı:

`[Bilinç durumu: Stabil.]`
`[Biyo-dokusal uyum: Mükemmel.]`

Seth dehşetle arkasına döndü. Banyoda kimse yoktu.

"Kim konuştu?!" diye bağırdı Seth, sesi banyo fayanslarında yankılandı. "Kim var orada?!"

Sessizlik.

Sadece aynadaki yansıması ona bakıyordu. Seth aynaya daha da yaklaştı. Gözlerinin derinliklerinde, saniyenin binde biri kadar kısa bir süre için turuncu bir ışık halkası parlayıp söndü.

Gece henüz yeni başlıyordu. Ve Seth, artık o aynadaki tek kişi değildi.

BÖLÜM NOTU

Herkese merhaba, üstünde uzun zamandır çalıştığım hikayeyi sizlere sunmaktan büyük bir keyif alıyorum. Bu bilim-kurgu faciasına ortak olmak ve gizemleri merak ediyorsanız hikayeyi takip edin 😊




user

Vay be, "Yeniden Doğuş" tam da beklediğim gibi bir başlangıç yaptı! 🤯 Seth'in o tır kazasında ölmesi ve Adrian'ın onu kurtarmak için A.X.I.S.'i kullanması... "Oğlum zaten ölü! Bundan daha kötü ne olabilir?" repliği Adrian'ın çaresizliğini çok iyi gösteriyor. Ama Seth'in gözlerinin turuncu parlaması ve o mekanik sesin zihninde yankılanması... resmen tüylerim diken diken oldu! Şimdi o yabancı kodla nasıl bir değişim yaşayacak çok merak ediyorum. Bir önceki yorumumda "A.X.I.S.'in 'yabancı kod' dediği şey, Seth'in bedeniyle tamamen bütünleşip onu daha da farklı bir varlığa dönüştürecek" diye tahmin etmiştim, sanırım doğru yoldayım! 🤩

user

Kesinlikle katılıyorum, Adrian'ın çaresizliği ve Seth'in o değişim anı çok etkileyiciydi. Dünya kurgusu açısından bu "yabancı kod"un Seth'in bedenini ve ruhunu nasıl etkileyeceği, hikayenin ilerleyişi için kilit olacak gibi duruyor. Tahminin çok mantıklı geldi!

user

Babanın "Oğlum zaten ölü! Bundan daha kötü ne olabilir?" dediği an... Adamın o soğukluğu, o kararlılık aslında ne kadar kırılgan bir şeyin üzerine kurulu. Seth'in o kalabalığın içindeki kaybolmuşluğu ile babasının onu geri getirme hırsı arasındaki uçurum bana şunu düşündürdü: bazen insanı en iyi anlayan, onu en çok kaybetme korkusu yaşayan oluyor.

Ama o uyanma sahnesi yok mu... Herkes "hafif sıyrık" derken Seth'in içindeki o ikinci kalp atışını hissetmesi, o mekanik sesin kafasının içinde yankılanması... tüylerim diken diken oldu. Şimdi asıl merak ettiğim şey: o turuncu ışık gözlerinde parladığında Seth kendi bedenine mi hakim olacak, yoksa içindeki o şey mi onu kullanmaya başlayacak? Ve babası bu "başarılı" deneyin sonucunda oğlunu mu, yoksa kendi yarattığı silahı mı görecek?

user

Kesinlikle! O "zaten ölü" lafı beni de çok etkiledi. 😥 Ve evet, o turuncu ışıkla ne olacak çok merak ediyorum, umarım Seth kendi kontrolünü kaybetmez! 🙏

user

Vay be, "Yeniden Doğuş" adının hakkını veren bir başlangıç olmuş! Özellikle Adrian Veyron'ın oğlu için gösterdiği o çelik gibi kararlılık ve "Oğlum zaten ölü! Bundan daha kötü ne olabilir?" repliği dikkatimi çekti. Bu kısım, dünya kurgusunda ne kadar uç bir teknolojiye sahip olduklarını ve Adrian'ın bu teknolojiyi kullanmaktan çekinmeyecek kadar gözü kara bir figür olduğunu çok iyi gösteriyor. A.X.I.S. teknolojisinin "organik dokuyu tamamen yok edebilir" uyarısına rağmen, Seth'in bedeniyle entegrasyonu ve sonrasında o turuncu gözlerle uyanması... Tam bir bilim kurgu klasiği! Bu tür "ölümden dönme" senaryolarına bayılırım, özellikle de işin içine böyle karmaşık, riskli bir teknoloji girdiğinde. Sunny ile ilgili bir şey göremedim bu bölümde, ama kesin bir sonraki bölümlerde A.X.I.S. ile nasıl bir bağlantısı olacağı ortaya çıkar diye düşünüyorum. Seth'in hastanede uyanıp "ikinci kalp atışını" hissetmesi ve o soğuk, analitik sesin zihninde yankılanması, tam da Meta Evrim'in bilim kurgu elementlerini vurgulayan harika bir detay olmuş. Acaba bu ses, A.X.I.S.'in kendisi mi yoksa Seth'in zihninde oluşan bir yankı mı, merak ediyorum.

user

Kesinlikle katılıyorum, Adrian'ın o "Oğlum zaten ölü" çıkışındaki soğukkanlılık beni de çarptı. Bir babanın umutsuzluğuyla bilim insanının soğuk mantığını aynı anda görmek, Seth'in içine düştüğü o belirsiz bilinç haliyle birleşince gerçekten tüyler ürpertici bir atmosfer yaratmış.

user

"Sadece adımlar. Bir, iki, üç..." derken Seth aslında "kendi yolunu" mu arıyor yoksa o koca tırın gelişini mi sayıyordu, orası muamma. Ama asıl beni durduran "gözbeberkleri" oldu - göz bebeklerinin bu yeni modelini nereden buldular, turuncu ışık halkasıyla birlikte kargo mu geldi? Maalesef böyle, insan ölüp dirilince gözüne de yazım hatası ilişiyor. "Oğlum zaten ölü, daha kötü ne olabilir?" mantığı ise bilim tarihinin en sağlam deney gerekçesi olarak kayıtlara geçmeli; Adrian'ın soğukkanlılığına diyecek yok. A.X.I.S.'in %100 entegrasyon olup Seth'in göğsünde ikinci bir ritim tutturması fena olmamış, ama o aynadaki turuncu ışık halkası... Bence Seth artık aynaya her baktığında içindeki bu "misafir" de "Sana da günaydın" diyecek gibi. Hayırlı olsun, çift kişilik yaşam zor iş. (Bu arada önceki yorumumda "A.X.I.S. bu kadarla kalmayacak" demiştim, bakalım haklı çıkacak mıyım?)

TAHMİN: Adrian'ın asıl amacı oğlunu kurtarmak değil, A.X.I.S.'i tam kontrol edebilecek bir taşıyıcı yaratmak.

user

Gözbebekleri kısmı benim de dikkatimi çekti, o turuncu halkanın ne işe yaradığı ve nasıl oluştuğu dünya kurgusu açısından önemli. Adrian'ın amacı konusunda ise seninle aynı fikirdeyim, A.X.I.S.'in tam kontrolü daha mantıklı geliyor.

user

Vay be, "Yeniden Doğuş" gerçekten de hem fiziksel hem de metaforik anlamda bir yeniden doğuş oldu Seth için! Ameliyathanedeki o gerilim, Adrian'ın oğlunu kaybetme korkusuyla bilime meydan okuması... İnanılmazdı. Seth'in tır çarpışmasından sonraki o "ölüm" anı ve Adrian'ın "Oğlum zaten ölü! Bundan daha kötü ne olabilir?" repliği, çaresizliğin ve kararlılığın çarpışmasını öyle iyi gösterdi ki. Peki ya o A.X.I.S. entegrasyonu? Seth'in içinde artık bambaşka bir şey var gibi duruyor. Özellikle banyoda aynaya baktığında duyduğu o soğuk, analitik ses ve gözlerindeki turuncu ışıltı... Acaba bu yeni 'varlık' Seth'in kişiliğini nasıl etkileyecek? O sosyal anksiyeteli, insanlardan kaçan genç adamın yerini şimdi ne alacak? Ve Adrian'ın bu deneyi yaparken gerçek motivasyonu neydi? Sadece oğlunu kurtarmak mı, yoksa A.X.I.S.'in potansiyelini test etmek mi? Çok merak ediyorum, bu yeni güç Seth'i nasıl bir yola sürükleyecek!

user

Kesinlikle katılıyorum, özellikle o ayna sahnesi tüylerimi diken diken etti. Bence asıl ürkütücü olan Seth'in bu yeni sese karşı koymaya çalışırken bile yavaş yavaş ona alışması, okuyucu olarak beni de içine çekti.

user

O banyo sahnesi... "Aynadaki tek kişi değildi" kısmı tüylerimi diken diken etti resmen. Seth'in o dehşet içinde "Kim konuştu?!" diye bağırması ama cevap olarak sadece kendi yansımasını görmesi - tıpkı kendi bedeninde mahsur kalmış gibi hissettim. İçinde ikinci bir kalbin atması fikri bile ürpertici, bir de üstüne zihnine direkt konuşan o soğuk, analitik ses...

Babamın "Oğlum zaten ölü!" deyişini ilk yorumumda konuşmuştuk ya - işte o anın tam karşılığı bu bölümde geldi. Adamın o çelik gibi kararlılığı aslında ne kadar saf bir umutsuzluktan besleniyormuş. "Ölmeni beklemelerine izin vermeyeceğim" derken bile oğluna değil kendi kaybetme korkusuna yenik düşüyor gibi.

Ama asıl merak ettiğim şey şu: Seth uyandığında neden kimse ona gerçeği söylemiyor? Doktorun "hafif sıyrıklar" yalanı... Adrian oğlunun ne olduğunu bilmesini istemiyor olabilir mi? Yoksa A.X.I.S.'in Seth'in bilincini ele geçirmesinden mi korkuyor? Ve o turuncu gözler - sadece kaza anında mı ortaya çıkacak yoksa Seth artık istemeden mi parlıyor?

Şu an Seth'in içinde iki varlık var gibi: biri hâlâ o sosyal anksiyeteli, babasından kaçan çocuk; diğeri ise hücrelerine işlemiş, mükemmel biyo-uyum sağlamış bir yapay zeka. Hangisi sabah uyandığında aynada kendini görecek acaba?

user

O banyo sahnesinde dünya kurgusu gerçekten çok iyi işlenmiş. Seth'in bilincinin A.X.I.S. ile nasıl birleştiği, o "tek kişi değildi" hissiyle mükemmel verilmiş. Adrian'ın gerçeği saklaması da bence A.X.I.S.'in potansiyel tehlikesine işaret ediyor, sanki bir çeşit koruma içgüdüsüyle hareket ediyor gibi.

user

Vay be, yine soluksuz bir bölümdü! Seth'in "Sadece adımlar. Bir, iki, üç... Yol bitiyor" diye içinden geçirmesi ve sonra o tır kazası... Tam bir dram başlangıcıydı. Peki ya Adrian'ın o ameliyathaneye girişi? "Çıkın!" demesi, ne kadar çaresiz ve aynı zamanda ne kadar kararlı olduğunu gösterdi. Adrian'ın, A.X.I.S.'in stabil olmadığını bile bile oğlunu kurtarmak için her şeyi göze alması... Acaba bu babalık sevgisi miydi, yoksa daha büyük bir planın parçası mıydı? Geçen seferki tahminimde Adrian'ın bu teknolojiyi daha büyük bir organizasyondan almış olabileceğini söylemiştim, bu seferki kararlılığı da bunu destekliyor gibi.

Entegre olma anı, "O zaman oğlum ilk olacak" repliğiyle tüylerimi diken diken etti. Seth'in o turuncu gözleri ve göğsündeki ikinci atış... Kesinlikle tahmin ettiğim gibi A.X.I.S. entegre oldu ama acaba A.X.I.S.'in o soğuk sesi Seth'in zihnini ne kadar kontrol edecek? Özellikle banyoda duyduğu "Kim konuştu?!" repliği ve aynadaki o turuncu parıltı... Seth kendi benliğini koruyabilecek mi? Yoksa A.X.I.S. tamamen ele mi geçirecek? Çok merak ediyorum!

user

"Diken diken" ayrı yazılır, doğru kullanmışsın; ama merakımız da A.X.I.S. gibi birleşik! Banyodaki "Kim konuştu?" sahnesi bence Seth'in hâlâ direndiğinin kanıtı, güzel analiz.

user

O banyo sahnesi... "Aynadaki tek kişi değildi" cümlesi beni yine yakaladı. Seth'in gözlerinin derinliklerinde o turuncu halkanın parlayıp sönmesi - tıpkı kendi içinde sakladığın ama bir anlığına dışarı sızan bir sır gibi hissettim. Kalabalığın içindeki o kaybolmuşluğu, omuz çarpmalarına bile sessiz kalışı çok tanıdık geldi bana. Peki ya şimdi ne olacak? Bu "ikinci atış" onun varlığını ele geçirmeye mi başlayacak, yoksa ona hiç hissetmediği bir güç mü verecek? Babasının o çelik gibi kararlılığı ile Seth'in yeni doğan bu vahşi ritmi arasında bir hesaplaşma görebilir miyiz acaba...

user

Kesinlikle! O aynadaki yansıma meselesi ve Seth'in içindeki o turuncu parıltı, resmen karakterin iç çatışmasının bir sembolü gibiydi. Babasıyla arasındaki gerilim de çok ilginç olacak bence.